Kişisel Site

FAKİR BAYKURT ve Hayatı

4 Haziran 2012 | Yazar: F4tih | 8 Yorum Yapılmış | 1.402 Okunma Görüntülenme

FAKİR BAYKURT HAYATI

1929’da Burdur’un Yeşil Oca ilçesi Akçaköy’de doğdu. Az topraklı köylü bir ailenin çocuğudur. 1948′de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdi, 5 yıl köy öğretmenliği yaptı. 1955′te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun oldu. Sivas, Hafik ve Şavşat’ta öğretmenlik, ilköğretim müfettişliği yaptı. İlk romanı “Yılanların Öcü”nün yayınlanmasından sonra Bakanlık emrine alındı. 1962′de ABD Indiana Üniversitesi’nde ders araçları konusunda eğitim gördü. Yurda dönüşünden sonra Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kuruluşunda görev aldı ve Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖMFED) Genel Başkanı oldu. İlk öğretmenler boykotu nedeniyle 1969′da açığa alındı. 1971′de istifa etti. 12 Mart döneminde 1971’de sıkıyönetimce tutuklandı. Askeri mahkeme önünde uzun süre yargılanıp beraat etti. Salıverildikten sonra Almanya’ya gitti. Uzun süre Duisburg kentinde yaşadı. 10 Ekim 1999’da burada yaşamını yitirdi. Yazmaya şiirle başladı. Orhan Veli çizgisinde ama köy hayatı içerikli şiirler yazdı. 1950′den sonra öykü ve romana yöneldi. Ona göre öykü, “yazıldığı dönemin tarihsel, toplumsal renklerini, özelliklerini içermeli az da olsa belge işlevi yüklenmelidir.” İlk öykü kitabı “Çilli”den başlayarak öykülerinde kesitleri değil geniş açılımları, bir anın olayını değil geniş dönemlerin olaylarını işledi. Romanlarında Türkiye’deki köylü yaşamını halkçı ve devrimci bir bakış açısıyla ele aldı. Köylünün bilinci ve bilinçaltındaki istekleri, tepkileri, çelişkileri yansıttı. 1950-1970 döneminde etkili olan “Köy Edebiyatı Hareketi”nin önde gelen temsilcisi oldu.

ESERLERİ

ROMAN

Yılanların Öcü (1954), Irazca’nın Dirliği (1961), Onuncu Köy (1961), Amerikan Sargısı (1967), Tırpan (1970), Köygöçüren (1973), Keklik (1975), Kara Ahmet Destanı (1977), Yayla (1977), Yüksek Fırınlar (1983), Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1997).

ÖYKÜ

Çilli (1955), Efendilik Savaşı (1959), Karın Ağrısı (1961), Cüce Muhammet (1964), Anadolu Garajı (1970), On Binlerce Kağnı (1971), Can Parası (1973), İçerdeki Oğul (1974), Sınırdaki Ölü (1975), Gece Vardiyası (1982), Barış Çöreği (1982), Duirsbug Treni (1986), Bizim İnce Kızlar (1992), Dikenli Tel (1998).

TOPLUM-EĞİTİM YAZILARI

Efkâr Tepesi (1960), Şamar Oğlanları (1976), Kerem ile Aslı (1974), Kale (1978).

ÇOCUK KİTAPLARI

 Topal Arkadaş, Yandım Ali, Sakarca, Sarı Köpek, Dünya Güzeli (1985), Saka Kuşları (1985).

ŞİİR

 Bir Uzun Yol.

ÖDÜLLERİ
1958 Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus Nadi Roman Armağanı Irazca’nın Dirliği ve Yılanların Öcü ile.
1970 TRT Öykü Ödülü Sınırdaki Ölü ile.
1970 TRT ve 1971 Türk Dil Kurumu Roman armağanları Tırpan ile.
1974 Sait Faik Öykü Armağanı Can Parası ile.
1978 Orhan Kemal Roman Armağanı Kara Ahmet Destanı ile de.
1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü.
1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü Almancaya çevrilen Barış Çöreği ile.
1985 Alman Endüstri Birliği (BDİ) Yazın Ödülü Gece Vardiyası ile.

YILANLARIN ÖCÜ HAKKINDA

Fakir Baykurt’un  “Yılanların Öcü” adlı romanı bize köy hayatının ilk tam levhasını çizmiş olmak bakımından değerli görülmüştür. Bunda aynı zamanda, yazarın memleket meselelerini heyecanla ifade edişi, yaşayan kişi yaratmakta kudreti de eserini edebi bir kıymet vermektedir.                        

                                                                            Yakup Kadri Karaosmanoğlu

 

Yılanların Öcü, Köy gerçeğini derine giden bir görüş, yaşayan, akı karası dengeli insanlarla ne gürbüz, diri, renkli bir dille veriyor. Fakir Baykurt acemiliklerini hoş gördürecek kadar cömert ve yüklü bir roman dünyası getiriyor.

                                                                           Sabahaddin Eyüboğlu

 

Yılanların Öcü’nü çok sevdim. Türk köyü ve köylüsünün halini “arz-ı hal” etmekle kalmıyor, Türk köyü ve köylüsüne yön de gösteriyor. Irazca anayı unutamayacağım.

                                                                           Orhan Kemal

Bütün gündelik olayların içinde bir ev, Kara Bayram’ın evi, sonra köy: itiyle atıyla kokusuyla yaşıyor. Yılanların Öcü bizim edebiyatımızın unutulmayacak, ardından yürünülecek eserlerinden biridir.

                                                                           Yaşar Kemal

 

Yılanların Öcü, sade Yunus Nadi yarışmasında değil, köy gerçeği konusunda yazılmış romanlar arasında hatırı sayılır bir yer alacak değerde. Türk insanını ve köy gerçeğini yalın, sağlam bir dille ve iyi bir teknikle belirten umdurucu bir eser. Irazca tipini şimdiden edebiyatımıza mâl edilmiş sayabiliriz.

                                                                           Haldun Taner

          YILANLARIN ÖCÜ ÖZETİ

            Kara Bayram karısı Haçça, annesi Irazca iki oğlu ve bir kızıyla birlikte Burdur’un 80 haneli köyü Karataş’ta yaşamaktadır. Kara Bayram toprak ağasından toprak satın almıştır ve onun borcunu ödemek için çalışmaktadır. Kendi halinde bir hayat süren Irazca ailesinin düzeni, kaymakamın ilçeye dikilecek olan heykel için muhtardan para istemesiyle bozulur. Zira muhtarın kaymakama verecek parası yoktur ve parayı denkleştirmek için Köy Kurulu’nun kararıyla Haceli’ye Kara Bayram’ın evinin önündeki arsayı satar. Haceli de köy dışında kalan ve oldukça eski olan evinden kurtulmak ister fakat sorun şudur ki orası köy yeridir ve tuvalet gübresi evin arkasına atılır. Heceli’nin evinin arkası da Kara Bayram’ın evinin önüdür.

Tarlada yılan gören Ahmet korkuyla babasına koşar. Kara Bayram öküze, ineğe zarar verdikleri için yılan milletiyle savaşlarının olduğunu söyler. Fakat yılanı bulamaz. Daha sonra Ahmet yılanı öldürür fakat eşini bulup öldüremez. Kara Bayram’ın babası gençken Şahmaran adlı yılanı öldürmüş o zamandan beri yılanlar üç yılda bir ekinlerine zarar verirlermiş.

Kara Bayram Haceli’nin evinin önüne ev yaptıracağını öğrenince annesi Irazca’ya da haber verir. Irazca ne pahasına olursa olsun buna izin vermeyecektir. Haceli evin temelini kazmaya gider. Karşısında Irazca’yı bulur. Haceli şikâyet için muhtara gider. Muhtar ‘Şimdilik ona aldırma temelini kaz’ der. Muhtar Kara Bayram’la konuşur. Kara Bayram evinin önüne ev yapılmasına kesinlikle karşı olduğunu söyler. Bu arada Irazca, Haçça ve Ahmet Haceli’nin kazdığı temeli kapatırlar. Sonra da ev için hazırlanan kerpiçleri ufalarlar. Bunun üzerine Haceli Kara Bayram’ı muhtara şikâyet eder. Muhtar Kara Bayram’ı dövdürtür. Haceli de Haçça’yı evinin avlusunda döver ve Haçça bebeğini düşürür. Haçça’nın bebeğini düşürmesiyle birlikte Haceli zor durumda kalır. Köye kaymakam gelecektir. Irazca kaymakamın yolunu keser ve kaymakama Haceli ile muhtarı şikâyet eder. Kaymakam muhtara karşı ağırlığını koyar ve ev yapma kararını iptal eder. Haceli köy içinde yıkık bir evi alıp evini oraya yapar. Bayramın evinin önüne açtığı temeli de doldurur. Kara Bayram’ın teyzesi Sultanca’yı yılan sokar. Yaşanan olayların etkisiyle Irazca aklını kaçırır.

 

YAZARA VE ROMANA GENEL BİR BAKIŞ

Fakir BAYKURT Köy Enstitüsü mezunudur, bu sebeple pek çok köyümüzü gezme ve tanıma imkânı bulmuştur. Burdurlu olan yazar eserde kendisi için en tanıdık olan bu mekânı kullanmıştır. Yılanların Öcü Cumhuriyet Dönemi edebiyatımızın en başarılı eserlerindendir. Yazar bu eserle Yunus Nadi Roman Armağanını almıştır. Yılanların Öcü gerek halk kültürü unsurları ve gerekse kullanılan dil bakımından oldukça yerlidir ve bizimdir. Eserde Türk köylüsünün bir dönem sıkıntısını çektiği konular sanatçı duyarlılığı içersinde okuyucuya sunulmuş ve okuyucuların zihninde yeni bir hayata pencere açmıştır. Eserde ağalığın itibarını kaybetmesinin ardından köylerde yeni bir güç unsuru olarak muhtar ortaya çıkarılmış ve görevini kötüye kullanan bir muhtarı hak etmek için de bir kaymakam sunulmuştur okuyucuya. Edebiyatımızda ve genel olarak kültürümüzde önemli bir yekün tutan iyinin kazanması fikri bu romanda da işlenmiş, ama bu mutlu sonu romanın en başarılı kahramanı Irazca’nın aklını yitirmesi gölgelemiştir. Romanın halk kültürünün şehirlere göre daha bozulmamış bir mekân olan köyde geçmesi Türk kültürü, aile yapısı, gelenek ve görenekleri hakkında bizleri bilgi sahibi yapmıştır. Fakir BAYKURT eserle haklı bir başarı kazanmıştır.

YILANLARIN ÖCÜ ADLI ROMANININ HALK VE KÜLTÜR UNSURLARININ İNCELENMESİ

DÜĞÜN

Kara Bayram’ın oğlu Ahmet babasının daha büyümeyecek misin, sorusu üzerine şunları söyler:

Büyümez olur muyum? Sarı Ellez’in Hasan kadar olmayı isterim. Tuttuğum zaman bütün bilekleri bükmek, dibek başında sokuyu en iyi sallamak, düğün oyunlarında ödül almak, davulun önünde en iyi “Heeey!” çekmek isterim. (sayfa 13)

 

GİYİM TARZI

Romanda halk kültürü unsurlarından biri olan köylünün giyim kuşam tarzına ait özelliklerin yer aldığı örneklere yer verilmiştir.

Güz gelende bir çizme, bir şapka, bir de delme yelek alacağım sana.’ (sayfa 13)

‘Sana da bir kuşak alacam ulan, şal kuşak. Kuşakla birlikte bir de basma.’ (syfa 12)

‘Ben basma kesme istemem. Sen bana dört metre kaputla bir top alaca aldın mı yeter.’ (sayfa 13)

 

YEMEK

Yöreye özgü yemek isimleri roman içerisinde sık sık geçmektedir.

Karısı Kâmile katmer ediyor. (sayfa 19)

-Ne vurdun bakalım ocağa?

-Ocağa keşkek vurdum Bayram. Bir pişirimlik bir şey vardı.

Irazca ekmek etmek için ateşi hayattaki ocağa yaktı bu sabah. Unu dışarıda eledi. Hamuru dışarıda yoğurdu.

‘Daha kuzu bulunacak, kesilecek, yüzülecek, yıkanacak da… Haşlanacak. Suyuna da pilav pişecek. Yağıyla havla yapılacak. (sayfa 134)

‘Yufka ekmeklerini parça parça ağızlarına tıkıp bulguru kaşıklamaya başladılar. (sayfa 107)

 

MİMARİ

Romanda anlatılan Karataş köyü 80 hanelidir. Evler genellikle iki kat olup kerpiçten yapılmadır. Evlerin altında hayvanlar için ahır bulunmaktadır.

İki kattı. Altı ahır, samanlık, koyun damı. Üstü iki oda, bir “hayat”tı’. (sayfa 43)

Evin her tarafını sıvadım. Heç bir delik yok. Güz gelince damın merteklerini de tıkayıp sıvayacam. Ak toprakla bir de yüz çekecem…’

‘Çek’ dedi Bayram. ‘Ev güzelleşir. Şeher evleri gibi olur. Onların evlerinde bizimkiler gibi dam yok. Kiremit döşemişler, altına da tavan çakmışlar. Kar gibi tavan… ben de kar gibi yapacam.

‘Haceli iki gündür kerpiç kestiriyor. Ortaköy’den usta getirtip başlatacaklarmış yapıya.’

 

HALK MÜZİĞİ VE HALK OYUNLARI

Yöreye özgü halk oyunlarının isimleri ve yörede misafir karşılama ve uğurlama sırasında kullanılan müzik havalarının adları roman içerisinde yer almaktadır.

‘Dibek başında keşkek dövece Sepetçioğlu oynayacaktı.’

‘Tam harımların arasında göründü mü, Cezayir havasını vuracaksın.’ Diye zurnacının kulağını dolduruyordu muhtar.

Deli Hüseyin de:

‘Cezayir havasını uğurlarken çalarız. Şimdi bir Çavdır karşılaması çalmak daha münasiptir.’ Diye karşılık veriyordu. (sayfa 183)

 

TOPRAK VE ÖNEMİ

Toprak köy halkı için büyük önem taşımaktadır. Köylüler geçimlerini toprağı ekip biçmeleri karşılığında elde ettikleri gelirlerle sağlamaktadırlar. Tarım sanayiye dayalı olmayıp geleneksel metotlar kullanılmaktadır.

‘Harım, Çakır’ın köprüyü geçer geçmez sol tarafta kalırdı. Üç evlekti. Bir evleğine fasulye, bir evleğine patates ekiyorlardı. Öteki sebzelere kala kala bir evlekçik yer kalıyordu. Çok azdı. Ama buralar iyi topraklardı. Biterliydi.’ (sayfa 10)

‘Yarıcılıktan kurtulduğumuz yeter ulan! Ya gene bu üç evleği eksek, kaldırdığımızın yarısını ağaya versek daha mı iyiydi?’ (sayfa 38)

‘Bayram, “Kendi topraklarımız ulan!” diyor. Kendi toprakları olduktan sonra ne hacet gama, keder? Ondurmasa bile öldürmez de.’ (sayfa 63)

İŞ BÖLÜMÜ

Romanda aile bireylerinin iş yaşamında ortak bir biçimde yer aldığını görmekteyiz. Erkeğin yanı sara kadın da ailenin geçim kaynağı olan toprak ekim biçim faaliyetlerinde etkin bir biçimde yer almaktadır.

Karı koca çapaları ellerine alıp emmenlere doğru yürüdüler. Emmenleri dün hazırlamışlardı. Kıyılarına yanık gübre dökmüşlerdi. Bugün karıştırıp karıştırıp ekeceklerdi.

“Sen şu sıraya dur, ben buna.” dedi Haçça.”İki baştan alıp çıkıp gidelim.”

Bayram karısının gösterdiği sıraya geçti. Başladılar. (sayfa 22)

Haçça kalkıp içeri gitti. İyi yorulmuştu bugün. “Bahşiş” denilen yer uzaktı. Çöyürü kesmek, yüklemek ağır işti. İndirmek, çite basmak daha ağır. Bayramla o da gidip gelmiş, Bayram kadar o da koşulmuştu işe. Ama ne yapsın? Köy yerinin işleri ağır. (sayfa 70)

 

KÖY HALKININ İNANIŞLARI

Köy halkının gündelik yaşamında uygulayıp inandığı bu inançlar temelde dine dayanmaktadır. ‘Yılanların Öcü’ adlı roman adını köy halkının hayatında yer etmiş bir inanıştan almaktadır.

“Hayır, asla gömemem. Yakarım! Çünkü yılanı öldürdün de yaktın mı rahmet çok yağar! Ekin, dikin, gök, göverti çok olur. Bolluk olur o yıl köy. Eskiden de böyle yaparlarmış çok duydum ben bunu.” (sayfa 42)

‘Sağ gözüm üç günden beri seğirip duruyordu. Besbelli buna çıkacakmış.’ (syfa 54)

‘Saçtan ilk ekmeği indirdi. Bunu yağlayıp Ahmet’e dürmeyi düşündü. Sonra vazgeçti. “İkinciyi yesin.” dedi. Birinci uğurlu sayılmaz. Birinciyi yiyenin karısı ölür.’ (sayfa 99)

‘Hadi bakalım Haceli, bu iş tamam. İlk kazmayı vuralım. Kan akıtmayacak mısın temele?’

‘Temele kan akıtmak icap eder emme bir tedariğim yok arkadaş. Dama düver atarken keserim bir şey.’ Dedi. Yahut içine girerken.

‘Madem öyle, vur kazmayı. Hayırlı uğurlu olsun. Heç olmazsa bir horoz kesmeliydin emme, neyse.

Bugün En-am’ı Şerif goyacam başımın altına; goyup yatacam. (sayfa 104)

‘Bayram kapının irzesine bastı. Sağ adımını attı. Küçükken aldığı bir alışkanlık. Camiye de bu adımıyla girerdi. (Bir şey var sanki bu sağ adımda! Alışmışız…)

 

AİLE İLİŞKİLERİ

GELİN-KAYNANA İLİŞKİSİ

Romanın birçok yerinde gelin Haçça ile kaynanası Irazca’nın arasının iyi olduğu görülüyor.

Haçça kucağındaki çocukları silkip fırladı. “Ben kalkayım ana sen otur.”

‘Irazca doldu taştı. Gelinini seviyor. Her huyunun üstünde bu huyu iyi. Fırlar kalkar. Bir sözü ağızdan çıkmadan alır. Bayram da öyle. İnsanlıklı.’ (sayfa 45)

‘Gız eşek!’ dedi Irazca. ‘Gız sen benim huyuma ne eyi alıştın?  Ben seni böyle görünce oğlumdan fazla seviyorum valla. Gelsinler, gelin görsünler! Gız benim bicecik gelinim, gız haspam!…(sayfa 67)

  ANA-OĞUL İLİŞKİSİ

Romanda anne Irazca oldukça baskın bir tip olarak karşımıza çıkar. Ailenin en büyüğüdür ve evdeki herkesin ona büyük saygısı vardır. Oğlu ile arası iyidir ve oğlu Bayram da annesinin sözünden genelde çıkmaz.

Irazca Bayram’a günlük emrini verdi:

‘Bahşış’taki ahlatlar eyice çöyürlendi, varıp onları buda. Eyice iki sefer yaptın mı yeter bizim harıma. Keserken dalları kanırma. Dikkat et, ağacın kabuğu baştan aşşa yarılmasın. Sürgünleri eyi olursa gelecek bahara aşılarız.’

KADIN

Romanda özellikle Irazca kadın çok güçlü bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır. Kocası öldükten sonra gelini, oğlu ve torunları ile birlikte yaşamaya başlamıştır. Roman boyunca Irazcayı haklı olduğunu düşündüğü davası için gerektiğinde ve hatta çoğunlukla köyün muhtarı ve erkekleri ile savaşırken görmekteyiz. Bu uğurda mücadele etmiş fakat sonunda başaramayıp aklını kaybetmiştir.

‘Önce muhtara saldırdı Irazca. Yakasından tuttu sarstı. Muhtar hemen toparlandı. Üzerinden itti kadını. Sonra gitti Haceli’nin yakasına yapıştı Irazca. İki elleriyle esvabını tuttu. Sarstı sarstı, itiverdi. Yan odanın tabanına, arkası üstü serildi gitti Haceli.’ (sayfa 169)

‘Irazca sesinin çıktığı kadar bağırıyordu. Davasını kamuoyuna duyuruyordu. Muhtar için açıktan açığa ‘kuzu hırsızı, eşkıyabaşı!…’ diyordu. ‘Bir fendile oğlumu odaya çektirip eli kolu bağlı dövdürdü!…’ diyordu. Deli Haceli’nin de ağzına yüzüne geçiyordu. Kapı önlerindeki, sokaklardaki insanlar, böylece, olup bitenleri birinci ağızdan öğreniyordu.’ (sayfa 171)

‘Sen hele muhtara bir git, şikatını tekrarla. Ondan sonra kaymakamı görürüz. Görmeğe yüzümüz olur. Nasıl olsa ayağımıza kadar gelecek. Sen çıkmazsan ben çıkarım.’ (sayfa 156)

  ÇOCUK

 Çocuğa bakış konusu romanda çocukların ileride birbirlerine destek olmaları ve köy yerinde yalnız insanların devamlı olamayacağı fikri üzerinden ele alınmıştır. Çocuğa bakışın bir aile içinde karı-koca arasında bile farlı olduğu göze çarpmaktadır.

“İstemiyorum!” diye bağırdı Haçça. Bu dördüncü olacak! Dört çocuk bizim gibi iki yoksula ne lazım bugünkü günde.

Bayram:

 “Köylü milletine çocuk lazım.” dedi. Senin aklın ermez. Arka kale olurlar yarın birbirlerine. Köylük yerinde yalnız adamın işi küldür. Arkan olacak. Dört olsun, beş olsun, olsunlar.  (sayfa 41)

KOMŞULUK İLİŞKİLERİ

Komşuluk ilişkileri özellikle köy hayatında önemli yer tutmaktadır. Romanda aralarında sorun olmayan iki aileden birinin diğerinin evinin önüne ev yapmak istemesiyle araları bozulur.

‘Size komşu oluyoruz hala.’ Dedi Haceli. ‘Ev yapıyoruz gayri, komşuluğunuzu gösterirsiniz tabi. Ev yapanla düğün edene yardım şarttır.’

 

MİSAFİR AĞIRLAMA

Misafir ağırlama Türk kültüründe önemli bir yer tutmaktadır. Romanda köye gelen muhtarın iyi ağırlanması için ne gerekiyorsa yapılmıştır. Bunun yanı sıra gelinine bakmaya gelen doktora Irazca elinden geldiğince ikramda bulunmuştur.

‘Bir de kaymakam işi var. Öyle ya, bu adam gelecek, enecek, konacak, bir fedarik görmek lazımdır. İlahiynen karşılayıp ilahiynen uğurlamak olmaz koskoca kaymakamı. Kaymakam dediğin bizim gibi kuru ekmek yemez, kuru yerde oturmaz, bizim gibi sidikli yatakta yatmaz… kaymakam karşılamanın usul gaydası neyse biz de ona uyacağız, mecbur…!’

 

KÖY HALKININ TOPLUMSAL HAYATI

Romanda köy halkının çalışma hayatının yoğunluğu dolayısıyla kendine vakit ayıramadığı görülmektedir. Köylüler zamanlarının çoğunu tarlada çalışarak geçirmektedir. Çalışma hayatı dışında köylünün faaliyet gösterebileceği tek etkinlik alanı ise köy kahvesidir.

‘Nuri’nin köyün alt başında kahvesinin ışığında bir iki insan karaltısı seçiliyordu. Az yorulmuş köy erkekleri çay içiyorlar, iki laf atıyorlardı belki. Değilse, köylü ilk akşamdan yatardı. İşten gelip ekmeğini yiyen atılır giderdi. İki üç kişi yatsıya kadar kendini zor tutardı.’

‘Kadın kız, çoluk çoçuk, millet harımlara dökülmüştü. Köy boşalmıştı.’ (sayfa 50)

‘Karataş köyünde akşam ıpıssız bastırır. Koyun gelir ağılına. Sığır gelir ahırına. Ağılına, ahırına gelmeyen mallar için sahipleri karşıya çıkarlar. Herkes sürer getirir malını. Bundan sonra bir tek hayvan kalmaz dışarıda. Yavaş yavaş insanları da kaybolur gider Karataş’ın. Işıklar çekilir. Sesler çekilir. El ayak silinir. Köy silinir. Yiter. Beytullah Hoca’nın okuduğu akşam ile yatsı ezanları tek ve son sestir çok zaman. Akşamla yatsının arasında Nuri’nin kahve biraz işler. Kendini fazla yorgun bulmayan birkaç komşu için ışıklı kısa bir zamandır bu. ‘

 

TELLAL BAĞIRMA

Kitle iletişim araçlarının icadına kadar insanlar haberleşebilmek amacıyla çok çeşitli yollar kullanmışlardır. Romanda anlatılan köyde gazete, dergi, radyo vs. gibi organların mevcut olmaması sebebiyle köylerde bir gelenek halini almış olan tellal ile duyurma yöntemi kullanılmaktadır.

‘Bekçi Mustafa, tellal bağırmak üzere Badı Dayı’nın damın başına çıktı. Elini kulağına attı. Mustafa’nın tellalı ‘Gonşulaaaaaaaar!..’ diye başlardı. Köyün hemen her yanında duyulurdu. Muhtarın bir emrini, kurulun bir kararını, yeni gelen bir kanunu, akla gelmedik bir köy işini yayardı. Bu sefer, her evden aklı eren bir kişiyi, yatsıdan sonra Nuri’nin kahvede yapılacak toplantıya çağırıyordu. Sonunda ‘Duyduk duymadık demeyin haaaaaa!… diye bir kurusıkı ile uzata uzata bitiriyordu.’

 

KUMA GETİRME FİKRİNE BAKIŞ

Romanda kuma fikrine faklı açılardan bakılmaktadır. Bunlardan birincisi Irazcanın bakışıdır. Irazca eğer istiyorsa Fatma’ya oğluna kuma gelebileceğini söylemektedir. Diğeri ise Bayram’ın karısı Haçça’nın görüşüdür. Haçça ise kendinin artık iş göremeyeceği gerekçesiyle eve kuma gelmesi fikrine olumsuz bakmamaktadır.

‘Gadın gızım…’ dedi Irazca. ‘ Gönlün varsa, bugünden tezi yok, hemen gel otur benim eve. Evelallah, Bayram’ım seni de idare eder inşallah. İstersen heç gitme, hazır gelmişken…’

Fatma şaşırdı. Bozuldu. Salkım saçak bir ağlama tutturdu sonra:

‘Öldürürler beni hala’ dedi. ‘ Çentik çentik ederler etimi, parçalayıp köpeğe atarlar.

‘Bayram, bir isteseydi Bayram onu! Bayram istese, Haçça da istese, olurdu. O isterdi Haçça’yı. Kulu kölesi olurdu.’

‘Ben mi? Bana ne? Fatma benim dostum değil, düşmanım değil. İstersen getir de evine oturta koy. Bana iyiliği bile olur daha. Bak ya şu halime! İnsan denecek yanım kalmadı. Kolay kolay kendimi toparlayıp da senin keyfini çattıramam gayri ben. ‘ Anana söyleyeyim de seni bir daha eversin’ diye düşünüyorum zaten. Başka çaresi de yok…’

 

GÖRÜCÜ USULÜ EVLİLİK

Bayram, yan gözle gene baktı: ‘( Kader diye bir şey yoktur!)’ dedi içinden. ‘( cavır anası isteseydi deli Haceli’ye değil de Kara Bayram’a verirdi gızını. Kader değil, anası karının akılsızlığı bu. Fatma ne yapsın? Gızları ana-babaları veriyor köylük yerinde kocaya, kader değil. (sayfa 212)

 

HALKIN TEKNOLOJİYE BAKIŞ

Şehirden uzak yaşanılması dolayısıyla köylüler şehirlerdeki pek çok yenilikten haberdar dahi değildirler.

‘Askeriye de duşlar vardı.’ Dedi. ‘Zabitler, komutanlar yıkanırlardı.’

Haçça hala dalgın Bayram’a bakıyordu.

Bayram:

‘… Parıl parıl… Geniş…’ diyordu.

‘Duş dediğin ne ki Bayram?’ diye sordu Haçça.

‘Duş, yıkanılır. Duş yani hamam gibi. Sen hamamda bilmezsin nasıl anlatsam? Gız, iki tane gurnası var. Yokarıya bir boru çıkıyor. Süzekli teneke gibi bir ağız var. Dökülüyor. Gurnayı çevirdin mi sıca, çevirdin mi soğuk. Ayarlayıp giriyorsun altına. Hiç kesilmiyor. Kendiliğinde akıyor. (sayfa 16)

‘Tomofilleri bile varmış şimdi. On dene kamyonu. Üteli yaptırdıktan sonra bir de tiren alacam şan için diyormuş. Sen tireni bir görsen. Eyi evler gibi güzel odaları var. Yirmi kişi, yüz kişi oturur birinde. Hem oturur, hem gider.

 

KÖYLÜYE BAKIŞ

‘Zaten de yüreksiz millettir bunlar. Çünküm fakirlerdir. Çünküm çılbaktırlar. Köylük yerinde bir adamın ötebilmesi için cebi şıngırdamalıdır.’ (sayfa 132)

‘İnsan milleti meşgul köylü milleti daha çok meşgul.’ (sayfa 133)

 

DEDİKODU

‘Öteygün yunakta söylüyordu karılar. ‘Falan dört aylık filan üç aylık’ diye sayıyorlardı da senin gelininki de sayıldı. (sayfa 167)

 

SOFRA DUASI

Halk kültüründe yemek sonrası yapılan sofra duası önemli yer tutmaktadır. Romanda da yer yer bu duaya rastlanmaktadır.

Ahmet ayağa kalktı, şiş karnını tıplattı.

Irazca:

‘Doydun mu?’ dedi.

Ahmet:

‘Doydum’ dedi.

‘Doydun da neye bereket okumuyon madem? Bak, büyüdün gayri. Dam kadar oldun. Hadi bakalım…’

‘Allah Halil İbiram bereketi versin. Anama babama ömür versin. Babama Hazreti Ali efendimizin kuvvetini versin. Nineme Fatıma anamızn ömrünü versin. Tarlamıza rahmet versin. Düşmanımıza zahmet versin. Soframıza gine gine bereket versin.’

 

YAĞMUR DUASI

Çekilen emeğin cipten cip boşa gitmemesi için, düzenli bahar yağmurları gerekir. Oysa öyle yıllar olur ilaç için istesen damla yağış düşmez. Dualara çık, köycek aş dök, harıl harıl Kur’an okut, yediden yetmişe camilere dol, ”âmin” çağrış, gene düşmez. (sayfa 63)

YATMA DUASI

Yattım Allah sağıma soluma. Sığındım Hak süphânıma. Melekler tanık olsun hem dinime hem imanıma. Yattım Allah kaldır beni, rahmetine daldır beni! Haksın Allah, birsin Allah! Sen her şeye kâdirsin Allah! Yaramaz avrat, yaramaz evlat, yaramaz komşu şerrinden, beyler padişahlar şerrinden, namazsızdan, niyazsızdan, arsızdan, hırsızdan beni sen koru Ya Rabbi! (sayfa 255)

TÜRKÜ

Anonim Halk Edebiyatı ürünü olan türkülere halkın gündelik yaşayışı içinde karşılaştığı durumlara ait görüşlerini bildirmeleri durumunda başvurulmuştur.

İğnem düştü yakamdan

Gel arkamdan arkamdan

Sen arkamdan gelirsen

Ben korkmam kaymakamdan!… (sayfa 183)

 

 

 

Offf ooofff!…

Bugünkü günlerden cumadır Cuma

Yâr hamama gider saçların yuma

Seni sevdiğimi ellere deme

Zalim camız yârem var benim, offf… (sayfa 229)

 

Ah dedikçe kara bağrım kötüler

Yârin iyisini sardı bizden kötüler. (sayfa 233)

 

Kömür gözlerini sevdiğim Avşar Beyleri

Size de bir vezirlik yakışır durur

Topla dizgini de tanı kendini

Karşıda düşmanların bakışıp durur! (sayfa 271)

Kağnıyı koşamadım

Gedikten aşamadım

Yanıverin komşularım

Dengime düşemedim.

Düşer yollara

Yazıldı künyeler karokollara.

 

 

AĞIT

‘Sultan teyzesi, anasından daha içli bir sesle ağlayıp ağıt tutmuştu. ‘Benim şahan eniştem, benim aslan enişteeem! Sonraları teyzesinin de kocası ölüme kul olmuştu, ama Bayram’ın anası, Sultanca kadar öyle yılan elinde kalmış gibi, bağıra bağıra ağlamamıştı.’  (sayfa 219)

ATASÖZÜ VE DEYİMLER

Anonim Halk Edebiyatı ürünlerinden olan atasözleri ve deyimler romanda oldukça fazla yer almıştır.

Beş parmağın beşi de bir değildir. (sayfa 12)

Ot, kökünün üstünde biter. (sayfa 45)

Kurt ulusundan gördüğünü işler. (sayfa 45)

Ön teker nere giderse arka teker de ora gider. (sayfa 83)

Yiğitliğin dokuzu kaçmak, biri karşı varmak. (sayfa 97)

Öküz bağıracakken kağnı bağırıyor. (sayfa 163)

Emir demiri keser. (sayfa 240)

Eşeğin canı yandı mı kır atı kor geçer. (sayfa 249

Hatasız kul olmaz. (sayfa 257)

Öfkeyle kalkan zararla oturur. (sayfa 244)

Korkulu düş görmektense uyanık yatmak eftaldir. (sayfa 141)

Yavşak büyüdü bit oldu, enik büyüdü it oldu. (sayfa 234)

Eşşeğe gem vurma, kendini at sanır.(sayfa 237)

İslama eziyet haramdır.(sayfa 238)

Göz bakar, su akar.(sayfa 240)

 

YABANCI KELİMELER

Yazar romanda bazı kelimeleri köy halkının dilindeki kullanımları ile vermiştir. Köy halkı arasında günlük dilde yer alan köy hayatı ve çalışma etkinlikleri ile ilgili bu tür yabancı kelimelere romanda çokça rastlanmaktadır.

aktaraç: saçta pişen ekmeği çevirmeye yarayan araç.

bıdırtı: alçak sesle konuşma.

dişeyli: kadın.

farımak: eskimeye yüz tutmak.

gök göverti: sebze.

harım: tarla.

haney: iki katlı köy evi.

hayat: evin üst kat odalarının önü.

kurtlanmak: kıskanmak.

yaylım: otlak.

yunmak: çamaşırlık.

ters: gübre.

evlek: dönümün dörtte biri.

sokurdanmak: söylenmek.

duşak: hayvanın atak bağı.

emmen: bostan ve sebze tohumunu ekmek için toprağa açılan küçük çukur.

yemleç: ahırda hayvanların yem yediği ve bağlandığı yer.

yunnak: çamaşırlık.

tokuç: çamaşır dövme aracı.

düdü: keser, balta ve çapa gibi araçların başı.

ARGO, KABA KULLANIM VE BEDDUA

Defol şurdan ulan!’ diye bağırdı Haceli. ‘Yatağını, yatmasını, anasını, avradını, sinsilesini, sülalesini…’ okudu.

‘Git ulan orospu soyu!’

‘Bu Bayram’ın böyle biri olacağı daha ufacıkken belliydi.’

‘Böyle bok yenir mi?’ Bir Müslüman bir müslümana bunu yapar mı? (sayfa 99)

‘Anasını avradını… Babasının mezarını… (sayfa 90)

‘Allah onun yedi türlü belasını versin.’ Dedi. (sayfa 116)

‘Haceli’nin ağzına bin kazan sıçayım.’ (sayfa 117)

‘Uyudun mu gız gahbe soyu?’ (sayfa 119)

‘Cehenneme gitsin yabanın ayısı.’ (sayfa 147)

‘Onun ne ırzı kırık, ne yontulmadık bir pezevenk olduğunu ben bilmiyor muyum?’ (sayfa 147)

‘Ulan babasının mezarına sıçtığımın dürzüsü.’(sayfa 150)

‘Hey anasını avradını bilmem ne yaptığımın Haceli’si.’ (sayfa 162)

‘Allah belasını versin kocamın! Hem de bin türlü.’

‘Onlar bizim evin önüne sıçarlarsa ben de onların tümünün ağzına sıçarım.’ (sayfa 42)

‘Kalk ulan boklu.’ (sayfa 43)

‘Ben korkuturum, ben onun anasını bellerim ana…’ (sayfa 47)

‘Ulan senin nineni de, ananı da, babanı da…’ (sayfa 50)

‘Ninen Allah belasını versin.’ (sayfa 176)

‘Senin ananı, dinini… Karını, kitabını… Sinsileni, sülaleni, messebini!… (sayfa 188)

‘Pezevenk oğlu pezevenk, sen de o milletten değil misin?’(sayfa 75)

‘Susss! Anasını köyün köpeği parçalıyasıca, sus!… sus!… Sus eşek herifin dölü! Sus babalar deviresi!… Sus boynu altında kalasıca!.. (sayfa 98)

‘Allah belanı versin Bayram, kör şeytanından bul bayram! (sayfa 260)


            Sonuç olarak yazarın içinde yaşadığı toplumdan ve bu toplumun kültüründen etkilenmemesi söz konusu değildir. Nitekim sanat eseri topluma tutulmuş bir aynadır. Fakir Baykurt bize ‘Yılanların Öcü’ adlı romanında; mimari, yemek, kıyafet, halkın inanışları, halkın dilinde yer etmiş atasözü, deyim ve anonim unsurlardan türkü, halk oyunları ve müziği vb. birçok farklı halk kültürü unsurlarını vermektedir. Halk kültürü unsurlarının romanlarda yer alıyor olması bunların dönem nesli tarafından tanınıp gerek kitap gerekse yine bu nesil vasıtası ile gelecek kuşaklara aktarılması açısından büyük önem taşımaktadır.

HAZIRLAYAN: SEDA NUR KURT

Benzer Yazılar

Düğün Dernek Full İzle | 1080p Film İzle, Türkçe Dublaj Film İzle, Full Film İzle
  Sivas köyünde yaşayan Tarık bir gün yurt dışından memleketine gelir, başlarda memleket hasretini gidermek için geldiği düşünülsede ziyaretinin altındaki esas neden ortaya çıkar. Monica adlı bir kızla tanışmıştır ve aynı ülkede çalışabilmek için tek yol evlenmeleridir! Dört arkadaş...
Eyvah Eyvah 3 Full Hd Tek Parti 720p izle
  Açıklama : Eyvah Eyvah 3 izle, Eyvah Eyvah 3 full izle, Eyvah Eyvah 3 yerli film izle, Eyvah Eyvah 3 tek parça izle, Eyvah Eyvah 3 hd izle,Eyvah Eyvah filmi izle İzlenme : Rating | Puan : 3.4 Süre: Hazir Durumda | Tarih : 08.01.2014 Etiketler : Eyvah Eyvah 3 izle Eyvah Eyvah 3 full izle Eyvah Eyvah 3 yerli film iz...
2014 Ygs Soru ve Cevapları
 Bugün yapılan YGS sınavının %20 soru ve cevapları yayınlanmış incelemek isteyen arkadaşlar ekten pdfyi indirebilir.YGS 2014 SORU VE CEVAPLARI ...

Yorumlar

  1. HÜRREM ERGİN diyor ki:

    Gerçekten güzel bir site tşk. ederiz.
    ilahi nedir edebiyat

  2. BURCU ATLAS diyor ki:

    Gerçekten çok sağolun çok teşekkürler. Siz olmasanız ne yapardık kim bilir!
    zihniyet edebiyat

    • Mason diyor ki:

      burcu diyor ki:Kızımın adı Defne Ben sarışınım o babası gibi esmer Bazen ona seslenirken naber Defne Joy derim, dierdm Off ok zor Ben annemi kaybettiğimde 26 yaşındaydım, doymadım sana derim hep r yalarmda onunla konuşurken. Onun oğlu daha k c k ve inanın ka yaşınızda olursanız olun hi kim se bir annenin yerini dolduramıyor, o boşluk kocaman bir yumru gibi hep nefesinizi tıkıyor. ok z ld m, kelimeler kifayetsiz kalıyor

  3. FADIL BATIN diyor ki:

    Güzel bir site hazirladiniz. Kutlarim. Ancak Türk edebiyati dönemleri sayfasinda 1940′dan bu yana olan edebiyat dönemini özledim. Çagdas edebiyat da yer alsaydi, daha güzel olurdu diye düsüyorum.

  4. Çok sağ olasın be cook super olmus. Ellerıne saglık.

  5. SADRİ TURAN diyor ki:

    OKUNCALAR / sanat / bilgi / pedagoji / ÅŸiir / siyaset

  6. Kobayashi diyor ki:

    diyor ki:isimlerini taşır hani insanlar, Defne’ler de hep g zeldi bana g re. 2 tane Defne tanıyordum, biri Defne Joy, diğeri Defne Samyeli’ydi. Kızıma isnimi koyarken i im rahattı, hi irkin, somurtkna Defne yoktu işte şimdi ok zg n m, gencecik bir kadının lm ş olmasına, minicik bir bebeğin annesiz kalmasına, ok seven bir eşin yalnızlığına ve bazı aptalların ağzına laf verilmesine Allah rahmet etsin, kalanlara versin mr n ..